Benim için cennetten bir köşe olan Artvin ilinin görülmesi gereken o kadar çok güzelliği var ki. Hepsi için ne kadar çok bahsedilse yeterli olmayacaktır canlı gözler ile görmeyince. Hatila Vadisi ile ilgili ikinci yazım oluyor bu.

Daha önceki yazım da Hatila Vadisinin jeopolitik özelliklerinde derleme yapmıştım. Ama bu sefer derleme değil tamamen Hatila’nın oksijeninin vermiş olduğu enerji yazdırıyor bana. Ama yine de eksik yazıyorum çünkü her taşın altına bakma fırsatım olmadı henüz.

Hatila Vadisi Milli Parkı

Diğer yazımda da bahsettiğim gibi “dar tek şeritli bir yol görünce insan; hatta bir tarafın yüzlerce metre derinliğinde bir uçurum olunca, insanın tüyleri diken diken olabiliyor. Belli bir süre böyle gittikten sonra vadiye ve yeşilliğe ulaşınca bir oh çekmek herkesin hakkı sanki.” ilk başta insan korkarak gidiyor vadiye.

Dakikalarca virajlı var dar uçurum kenarında yollar. Bolivya yollarına benziyor aynı. Buranın insanı hiç korkmuyor sanki dört şeritli yoldaki gibi sakin ve rahat ilerliyorlar.

Artvin bir dağın yamacına kurulmuş, üç cadde ile en aşağıdan en yukarıya ulaşabildiğin kendi kültürünü yaratmış çok büyük olmayan bir il merkezi. Dört tarafı doğal güzellikler ile çevrilmiş, doğasını yaşam alanını korkusuzca sahiplenen yürekli insanların olduğu şirin bir ilimiz.

Hatila vadisi şehrin çevresinde ki bu doğa harikalarından sadece bir tanesi. Kendine özgü yüzlerce binlerce bitki ve canlıya ev sahipliği yapıyor. Bu yüzden Milli Park statüsünde ve koruma altında.

Vakti zamanında işgal yıllarında Rus hakimiyetinde iken Ruslar tarafından o zamanın şartlarında inanılmaz zorlu yollar yapılmış. Görünce hayretler içerisinde kalıyorsunuz.

Günümüzde uçurum kenarlarına yapılan seyir teraslarını andıran ama aşağıya bakarken korkutan doğal seyir terasları var. Vadinin girişine kadar engebeli ve dik yamaçlar insanın tüylerini diken diken yapıyor adeta.

İlginizi Çekebilir:  Somon Balığı Avı İçin Artvin'deydik

Vadinin girişinden itibaren ise sık ağaçlık yine dar orman yolları ile vadi içerindeki mahallelerden geçerek adeta güneşe hasret kalacağınız karanlık ormanlara dalıyorsunuz. Hemen yolun yanından akan dereye dikkatli baktığın zaman içinde yüzen alabalıkları görmek heyecanlandırıyor insanı.

Balıkları görünce saç baş yolarak seyredebiliyorum sadece. Çünkü milli park içerisinde avlanmak yasak. Tamamen doğal el değmemiş bir bölge sadece seyredebiliyorsunuz.

Bu doğal güzelliklere insan nasıl kıyabilir zaten. Havasını koklamak, bazı yerlerde derenin üzerine kurulmuş çardaklarda oturup soluklanmak, taşların kayaların arasından çıkan doğal sulardan avucunla su içmek hayatta yaşayabileceğin en temiz zamanlarıdır herhalde. İki defa gittim her seferinde aynı yerlerde aynı şeyleri yaptım yine gitsem yine sıkılmadan aynı temiz zamanları yaşamak isterim.

2 YORUMLAR

  1. Merhaba,
    Son fotoğrafınız Hatila Vadisi Milli Parkı’na değil, Kafkasör Kent Ormanı’na aittir. Bilginize.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here